Teknolojinin baş döndürücü bir hızla ilerlemesi, bilgiye erişim kanallarını genişletirken eş zamanlı olarak insan fıtratını ve toplumsal dokuyu tehdit eden yeni kriz alanları doğurmuştur. Bu krizlerin en derin ve yıkıcı olanı, ergenlik çağına henüz girmemiş ya da bu kritik gelişim eşiğinde bulunan çocukların, dijital mecralar vasıtasıyla cinsel ve türevi müstehcen içeriklere serbestçe maruz kalmasıdır.
Günümüz dijital dünyası, sınır tanımayan algoritmaları ve denetimsiz yapısıyla masumiyeti hedef almakta; çocukların zihinsel, ruhsal ve ahlaki kodlarında telafisi imkânsız aşınmalara yol açmaktadır. Bu durum sıradan bir pedagojik denetim eksikliği değil; neslin muhafazası, mahremiyet şuurunun ihyası ve mukaddes değerlerin bekası açısından topyekûn mücadele edilmesi gereken manevi bir varoluş sorunudur.
İslam medeniyetinde çocuk, anne-babanın zevkle işlediği, Yüce Allah’ın yeryüzündeki en kıymetli emanetidir. Bu emanetin korunması, sadece onun fiziki beslenmesini ve maddi konforunu sağlamakla sınırlı olmayıp, ruhunu, zihnini ve ahlakını da her türlü necasetten muhafaza etmeyi gerektirir. Erken yaşta kontrolsüzce tüketilen dijital görseller, çocuğun henüz soyut düşünme becerisinin ve ahlaki muhakemesinin tam gelişmediği bir dönemde, zihinsel dünyasına aşırı yükleme yapmakta ve onu biyolojik yaşının çok ötesinde karmaşık bir uyaran bombardımanına tutmaktadır.
Psikolojik araştırmaların da ortaya koyduğu üzere, ergenlik öncesi dönemde müstehcen içeriklerle karşılaşan çocuklarda beyindeki ödül-ceza mekanizması olan dopamin salgılanması dengesizleşmekte, bu durum ilerleyen yaşlarda ciddi odaklanma bozukluklarına, duygusal küntleşmeye ve cinsel içerik bağımlılığına zemin hazırlamaktadır.
Söz konusu tehdidin en kritik ve gözden kaçan boyutlarından biri, dijital dünyanın bizzat bu içerikleri ulaştırma hususundaki sinsi yapısıdır. Bugün dijital alan, sadece arama motorlarına yazılan bir kelimeden ibaret değildir. Oyun platformları, canlı yayın sohbetleri, mesajlaşma grupları, sosyal medya algoritmaları ve akıllı telefon bildirimleri, müstehcenliği aktif bir şekilde çocuğun ayağına getirmektedir. Çocuğun masumane bir oyun içi sohbet grubuna girmesi veya izlediği bir çizgi film videosunun öneri listesinde kaybolması dahi, algoritmaların "daha fazla ekran süresi" kaygısıyla çocuğu zararlı içeriklere yönlendirmesine yetmektedir.
Dijital mecralarda yapay zekâ destekli reklamlar, çocukların yaşını ve ilgi alanlarını analiz ederek onları filtrelerin arkasından vurabilmektedir. Bu durum, çocuğun sadece "kendi isteğiyle" değil, dijital ekosistemin maruz bırakma stratejisiyle kirlendiğini gösterir.
Bununla birlikte, dijital tehlikenin en hızlı yayıldığı ve meşrulaştığı kanal akran çevresi, yani arkadaşlık ilişkileridir. Çocuklar ergenlik eşiğinde aileden ziyade arkadaş grubunun kabulünü kazanmaya, akranları arasında fark edilmeye ve gruptan dışlanmamaya meyillidir. Müstehcen içerikler sapkın zihniyetin sahiplerinin ifadesiyle "yetişkinlere özgü dijital materyaller," çocuk gruplarında ne yazık ki bir "büyüme simgesi", bir "cesaret gösterisi" ya da "akran popülaritesi" aracı haline gelmektedir.
Bir çocuğun kendi imkânlarıyla erişemediği bir içeriğe, bir arkadaş buluşmasında arkadaşının ekranından ulaşması son derece yaygındır. "Herkes bakıyor", "Görmezsen aramızda konuşulanları anlayamazsın" şeklindeki akran baskısı, çocuğun içindeki hayâ duygusunu zamanla zayıflatır. Arkadaş grubunda norm haline gelen bir ahlaki esneklik, bireysel bazda ne kadar iyi eğitilirse eğitilsin bir çocuğu sürükleyebilir.
İslam ahlakı, arkadaş seçiminin insan karakteri ve inancı üzerindeki dönüştürücü gücünü ısrarla vurgulamıştır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), bu hakikati şu derin vecizle ifade eder: "Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle dostluk ettiğine baksın." (Tirmizî, Zühd 45; Ebû Dâvûd, Edeb 16). Efendimiz (s.a.v.) bir başka hadisde ise iyi ve kötü arkadaşı, güzel koku satan ile demirci körüğü üfleyene benzetmiştir. Güzel koku satanın yanında duran en azından o kokudan istifade eder; demirci körüğü üfleyenin yanında duran ise elbisesini yakmasa bile üzerine sinen dumandan ve kötü kokudan kaçamaz. Dijitalleşen akran grupları bugün tam anlamıyla bu "kötü kokunun" yayıldığı birer ortama dönüşebilmektedir. Çocuğun edindiği arkadaş çevresi, onun zihin ekranını hangi görsellerin süsleyeceğini doğrudan tayin etmektedir.
Ahlaki ve dini açıdan bakıldığında, harama bakmak ruhun ve kalbin kararmasına sebep olan ilk kıvılcımdır. Kur'an-ı Kerim, müminlerin ahlaki yapısını inşa ederken ilk olarak gözün denetim altına alınmasını emreder. Nûr Sûresi 30. âyet-i kerimede Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha nezih bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır." Ayette geçen "sakınsınlar" ifadesi, pasif bir kaçınmayı değil, sakıncalı olana karşı aktif bir irade göstermeyi ve tedbir almayı ifade eder.
Göz, kalbe açılan en büyük penceredir; pencereden içeri giren kir, kalbin ve ruhun hanesini harabeye çevirir. Peygamberimiz (s.a.v.) de bu hakikati, "Gözlerin zinası bakmaktır..." (Buhârî, İsti'zân 12; Müslim, Kader 20) hadisiyle beyan ederek, organların haramla temassızlığının iffetin temeli olduğunu vurgulamıştır. Büyüme çağındaki bir çocuğun zihnine ekilen müstehcen görüntüler, haram kırıntıları halinde birikerek zamanla onun hayasızlığı normalleştirmesine ve kutsal olan mahremiyet sınırlarını değersizleştirmesine yol açar.
İslam âlimleri, çocuk psikolojisinin ve eğitiminin esaslarını vazederken her zaman fıtratın lekesizliğine dikkat çekmişlerdir. Büyük İslam alimleri şu düşüncede hemfikirler "Çocuk, anne ve babasının elinde bir emanettir. Onun temiz kalbi, her türlü nakıştan ve şekilden uzak, süzülmüş mücevher gibi kıymetli bir cevherdir. Hangi nakış vurulursa onu kabul eder; ne tarafa meyledilirse oraya kayar. Eğer iyiliğe ve hayra alıştırılır, öğretilirse o şekilde büyür, dünyada ve ahirette mesut olur... Eğer kötülüğe alıştırılır ve hayvanlar gibi başıboş bırakılırsa, bedbaht olur ve helak gider. Onu korumak; terbiye etmek, güzel ahlakı öğretmek ve kötü arkadaşlardan korumakla olur."
"kötü arkadaş" kavramı günümüzde iki kat daha tehlikelidir; zira çocuk hem fiziksel dünyadaki olumsuz arkadaşlarının hem de dijital dünyadaki anonim, denetimsiz arkadaşlık gruplarının (Discord, WhatsApp grupları vb.) doğrudan etkisi altındadır.
İslam fıkhında ve usulünde temel ilke olan "Sedd-i Zerâi" (kötülüğe giden yolların kapatılması) prensibi, dijital çağda hem teknolojik önlemleri hem de sosyalleşme denetimini kapsamak zorundadır. Bir şeyin kendisi vasıta olarak nötr olsa bile, kullanımı doğrudan bir harama, ahlaki çöküntüye veya ruhi tahribata kapı aralıyorsa, o kapıyı kapatmak şer'an farz-ı ayn bir yükümlülük haline gelir.
Ebeveynlerin "teknolojiye veya çocuğun çevresine engel olamayız" diyerek teslimiyetçi bir tavır takınmaları, bu ilkeye tamamen zıttır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisinde: "Hepiniz birer çobansınız ve hepiniz yönettiğiniz kişilerden sorumlusunuz... Adam, ailesinin çobanıdır ve altında çalışanlardan sorumludur..." (Buhârî, Cuma 11) buyurarak, velayet altındakilerin korunmasında bahane kabul edilmeyeceğini açıkça ilan etmiştir. Bu mesuliyet; ev içi internete çocuk filtreleri uygulamak, akıllı telefon kullanım yaşını geciktirmek, çocuğun kimlerle mesajlaştığını ve hangi gruplarda yer aldığını hissettirmeden takip etmek, arkadaş velileriyle ortak ahlaki sınırlar hususunda iş birliği geliştirmek gibi bütüncül adımları gerektirir.
Bununla birlikte, sadece yasaklar ve teknolojik kilitlerle çocukları korumak sürdürülebilir bir çözüm değildir. Dışsal denetimin bittiği yerde devreye girecek olan şey, çocuğun kalbine yerleştirilecek O'nu Her An Gören ve İşiten bir Rab bilincidir (ihsan makamı). Mücadele Sûresi 7. âyet-i kerimede belirtildiği gibi: "...Gizli gizli konuşan üç kişinin dördüncüsü mutlaka O'dur..." Çocuk, arkadaş grubunun baskısına veya dijital ekranın yalnızlığındaki cazibeye rağmen tek başına kaldığında dahi bir harama bakmaktan, Allah'ın kendisini gördüğü şuuruyla vazgeçebiliyorsa gerçek koruma sağlanmış demektir.
Mahremiyet eğitimi, çocuğa sadece bedenini korumayı değil, başkalarının mahremiyetine saygı duymayı, dijital mecralarda mahrem fotoğraflar paylaşmamayı ve kendi gözünün mahremiyetini de muhafaza etmeyi öğretmektir. Nûr Sûresi 58. âyet-i kerimede çocukların günün belli vakitlerinde ebeveyn odasına girerken izin istemelerinin emredilmesi, mahremiyet şuurunun henüz ergenlik öncesi dönemde ev içi pratiklerle başlatılması gerektiğini gösteren en somut ilahi talimattır.
Büyük sosyolog ve mütefekkir İbn Haldun, Mukaddime adlı eserinde toplumların çöküş emarelerini sayarken, ahlaki gevşeme ve gençlerin disiplinsiz, şehvet merkezli yetiştirilmesini ilk sıralara koyar. İbn Haldun'a göre: "İnsan, fıtratı gereği eğitilmeye muhtaçtır; ona verilen terbiye ne ise gelecekteki şahsiyeti ve toplumun kaderi de ona göre şekillenir." Ergenlik öncesi çocukların dijital ortamda ve akran grupları içerisinde maruz kaldığı müstehcen erozyon, sadece bireysel bir günah veya psikolojik sorun değil, geleceğin toplum modelini altüst eden, aile kurumunu temelinden sarsan ve nikah akdine dayalı meşru birliktelikleri itibarsızlaştıran büyük bir sosyolojik tehdittir.
Sonuç olarak, dijital çağın sunduğu imkanları reddetmeden fakat onun yıpratıcı fırtınalarına karşı evlatlarımızı zırhlandırmak bir tercih değil, imani ve insani bir zorunluluktur. Bu mücadele; teknolojik filtreler, çocuğun dijital mecralardaki arkadaş çevresini yakından takip etme, akran baskısına karşı direnç geliştirmesini sağlayacak özgüven eğitimi ve en önemlisi sahih bir dini ahlak bilinci ile yürütülmelidir. Zihni, kalbi, gözü ve arkadaş çevresi haramın kirliliğinden korunan, fıtratı bozulmamış çocuklar yetiştirmek; hem dünyadaki en büyük saadetimiz hem de ahirette Rabbimizin huzuruna yüz akıyla çıkmamızın en büyük vesilesi olacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.