Sayfalar

Hamd, ancak Allah'adır. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz.

26 Mayıs 2026 Salı

Herkes Tarlasına Ne Ektiğine Baksın

"Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Allah’tan sakının, çünkü Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır." (Haşr, 18)

İlahi kelamın bu sarsıcı ve derin ikazı, insanı kendi varoluşuyla, tercihleriyle ve nihai akıbetiyle yüzleşmeye davet eden muazzam bir aynadır. Hayat, her anı titizlikle işlenmesi gereken bir tarla; insan ise bu tarlaya ektiği tohumların kalitesinden sorumlu bir çiftçidir. Toprağa ne bırakılırsa, hasat vaktinde devşirilecek olan da odur. Bu yalın ama sarsıcı hakikat, sadece fiziki bir ekim dikim işini değil, insanın bizzat kendi elleriyle inşa ettiği ebedi geleceğini anlatır. 

Bizler bu dünyaya sadece yaşamak için değil, esasen bir "yarın" inşa etmek için gönderildik. Dolayısıyla attığımız her adım, söylediğimiz her söz ve kalbimizde büyüttüğümüz her niyet, o mukadder yarının yapı taşlarını oluşturmaktadır. 

İnsanın dönüp kendi tarlasına bakması, aslında kendi vicdanına, ömür sermayesini nerede ve nasıl tükettiğine bakması demektir. Kur'an-ı Kerim bu gerçeği Şûra Suresi 20. ayette, "Kim ahiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da dünyadan bir şeyler veririz; fakat onun ahirette hiçbir nasibi olmaz" buyurarak mühürler. Yine Zilzal Suresi 7 ve 8. ayetlerde yer alan, "Kim zerre miktarı hayır işlemişse onun karşılığını görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onun karşılığını görür" beyanı, tarladaki en ufak bir tohumun bile zayi olmayacağının kesin ilanıdır.

Bu ilahi çağrının kalbinde ve o tarlaya ekilecek en kıymetli tohumun merkezinde ise hiç şüphesiz Tevhid inancı yer alır. Tevhid, sadece Allah’ın birliğine dil ile ikrar getirmek değil; hayatın merkezine yalnızca O’nun rızasını koyabilmek, zihni ve kalbi her türlü sahte ilâhtan, dünyevi prangalardan temizlemektir. 

Tarlanın verimli olabilmesi, toprağın yabani otlardan arındırılmasına bağlıdır; insanın amellerinin değer bulması da ancak Tevhid bilinciyle kalbin şirkten ve samimiyetsizlikten arınmasıyla mümkündür. Büyük alim İbn Teymiyye bu hakikati, "Ahiret için hazırlık yapmak, kalbi Allah’tan başka her şeyden temizlemekle başlar. Hakiki esir, nefsini heva ve hevesine esir edendir; Haşr Suresi'ndeki bu ayet kula her nefeste bir tercih yapma sorumluluğu yükler: Ya geçici olanı seçip tüketeceksin, ya da Tevhid ile ebedi olanı inşa edeceksin"(el-Ubûdiyye) sözleriyle açıklar. 

Tevhid ile mayalanmış bir hayat, kulun her işinde "Yarın Allah’ın huzuruna çıktığımda bu amelimin karşılığı ne olacak?" sorusunu sormasını sağlar. Bu soru sorulmaya başlandığı an, hayatın sıradan rutinleri bile birer ibadete, ahiret azığına dönüşür. Peygamber (s.a.v.) de bu uyanışı şu nebevi ölçüyle taçlandırır: "Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kişi ise nefsinin arzularına uyan ve buna rağmen Allah’tan bağışlanma umandır."(Tirmizî)

Tevhidin hayattaki ameli tezahürü ve o tarlayı besleyen en güçlü can suyu ise takvadır. Takva, kulun Yaratıcısına karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmesi, O’nun sevgisini kaybetme korkusuyla günahlardan titizlikle sakınmasıdır. Yarın için hazırlık yapmak, takva zırhını kuşanmaktan geçer. Hakiki bir takva; namazla, niyazla, adaletle, ahlakla ve insani erdemlerle tarlayı ilmek ilmek işlemektir. Bugün neyin peşinden koşuyorsak, yarın onunla karşılaşacağımız gerçeği, bizi anlık heveslerin peşinde savrulmaktan alıkoymalıdır. 

İbn Kayyim el-Cevziyye, takva ile sulanmayan bir ömrün hüsranını şöyle tasvir eder: "Kulun yarın için ne hazırladığına bakması, amellerinin kabule şayan olup olmadığını denetlemesidir. Tevhid ve takva tohumunu kalbine ekmeyen, sulamayan ve onu günah devedikenlerinden korumayan bir kul, hasat günü geldiğinde kupkuru bir toprakla baş başa kalır. Bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok." (Medâricü’s-Sâlikîn)

Dünya hayatının aldatıcı süslerine aldanıp tarlasını çer çöple dolduranlar, hasat günü geldiğinde ellerinde derin bir pişmanlıktan başka bir şey bulamayacaklardır. Bu sebeple Allah Resulü (s.a.v.) yolumuzu şu ikazla aydınlatır: "Dünyada tıpkı bir garip hatta bir yolcu gibi ol! Kendini kabir ehlinden say."(Buhârî)

Nihayetinde bu ayet, insana geçici olanla kalıcı olanı ayırt etme basireti aşılar. Ahirette karşılığını bulacağımız yegane sermaye, bu dünyada samimiyetle büyüttüğümüz Salih amellerdir. Seyyid Kutub, bu şuurun müminin zaman algısını nasıl dönüştürdüğünü şu harika cümlelerle ifade eder: "Ayet, 'Yarın için ne hazırladığına baksın' diyerek koskoca dünya hayatını bir 'bugün', ahireti ise 'yarın' olarak nitelendirir. İşte Kur'an’ın zaman ölçüsü budur! Dünya o kadar kısa, ahiret ise o kadar yakındır. Mümin, ayakları bugüne basan ama gözleri hep o 'yarın'da olan insandır. Yol uzun, azık ise ancak takvadır. Eğer attığın adımda Tevhid’in izi, takvanın titizliği yoksa, yarın heyben bomboş kalacaktır."(İlgili ayetin tefsirinde özetle)Zaman akıp giderken ve geri dönüşü olmayan o büyük güne her an bir adım daha yaklaşırken, yapılması gereken en acil iş yönümüzü tayin etmektir. 

Ömer’in (r.a.) o meşhur, "Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin. Büyük hesap günü için hazırlık yapın" (İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn) nasihatine kulak vererek kendi tarlamıza dönüp bakmalı; oraya sevgiyi, adaleti, kulluğu ve en başta dosdoğru bir imanı ekip ekmediğimizi kontrol etmeliyiz. Çünkü yarın, bugünün tohumlarından filizlenecektir ve heybesinde güzel bir yarın hazırlığı olanlar için o büyük gün, korkulan bir son değil, vuslatın ve huzurun başlangıcı olacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.