Bildiğiniz üzere birkaç gün sonra Zilhicce ayına giriş yapacağız. Zilhicce'nin ilk on günü Resulullah Efendimiz tarafından övülmüş ve bu günlerin ihyası için bizleri ikaz edip hatırlatmalarda bulunmuştur. İnşaAllah bu mübarek günler yaklaşırken hepimiz için kısa ve öz bir hatırlatma yapalım:
Zilhicce ayının ilk on günü çok faziletlidir. Allah-u Teâlâ katında yılın en değerli günleridir. Bu günlerde yapılan salih ameller, Allah’a en sevimli amellerdir. Bu sebeple bu günlerde bol bol salih ameller işlemek müstehap kılınmıştır.
Abdullah ibni Abbas şöyle dedi: Rasulullah şöyle buyurdu: “Kendisinde salih amel işlenen günlerin Allah’a en sevimlisi bu günler yani (Zilhicce’nin ilk) on günüdür.”
Sahabeler:
−Ya Rasulallah! Allah’ın Yolunda yapılan cihadda mı (o günler kadar sevimli) değildir? diye sordular. Rasulullah de şöyle buyurdu:
−“Evet, Allah’ın Yolunda yapılan cihadda! Ancak canı ve malı ile cihada çıkıp da onlerden hiçbir şeyi geri döndürmeyen (yani şehid olan) hariçtir!” (Ebu Davud 2438, Buhari 928, Tirmizi 754, İbni Mace 1727, Beyhaki, Taberani, Bezzar, Ebu Ya’la, İbni Hibban, Ahmed bin Hanbel Müsned 6/112, Tergib ve Terhib 3/20)
Bu hadis, Zilhicce'nin ilk on gününde yapılan her türlü meşru amelin (namaz, sadaka, Kur'an tilaveti, ana-babaya iyilik gibi) zamansal bir bereketle katlandığını gösterir. Normal şartlarda İslam'ın en zirve ameli kabul edilen cihad bile, bu zaman diliminde işlenen salih amellerin sevap değerine ulaşamamaktadır. Buradaki tek istisna, canını ve malını Allah yolunda tamamen feda edip geri hiçbir şey bırakmayan şehitlerdir; bu da söz konusu on günün manevi ağırlığını ve kaçırılmaması gereken muazzam bir fırsat olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Cabir bin Abdullah şöyle dedi: Rasulullah şöyle buyurdu:
“Dünya günlerinin en faziletlisi Zilhicce’nin ilk on günüdür…”(İbni Hibban, Tergib ve Terhib 3/22)
Ulema, Ramazan ayının son on gecesinin (içinde Kadir Gecesi barındırmasından dolayı) gecelerin en faziletlisi; Zilhicce ayının ilk on gününün ise (içinde Arefe ve Kurban bayramı barındırmasından dolayı) gündüzlerin en faziletlisi olduğunu belirtmiştir. Bu günler, yeryüzünde güneşin doğduğu en bereketli, duaların kabule en yakın olduğu ve ilahi rahmetin sağanak sağanak indiği müstesna bir zaman dilimidir.
Nebi’nin eşlerinden bazısından rivayet edildiğine göre:
“Rasulullah Zilhicce’nin dokuz günü, Aşure günü, her aydan üç gün ve ayın ilk Pazartesi ve Perşembesi oruç tutardı.”(Ebu Davud 2437, Nesei 2366, 2410, 2411, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/271 No: 22690, 27001, 27920)
Oruç ibadeti, kulun nefsini terbiye eden ve Allah'a aidiyetini pekiştiren en halis amellerdendir. Resulullah bu on günün bayramdan önceki dokuz gününü oruçla geçirerek, bu mübarek zaman dilimini bedenen ve ruhen en temiz şekilde ihya etmiştir. Bu sünnet, bizler için de hem geçmiş günahların temizlenmesine bir vesile hem de bayram coşkusuna manevi bir hazırlıktır.
Abdullah ibni Ömer şöyle dedi: Nebi şöyle buyurdu:
“Allah’ın katında içerisinde salih amel işlenen bu on günden (yani Zilhicce ayının ilk on gününden) sevabı daha büyük ve Allah’ın daha çok hoşuna giden başka günler yoktur. O halde, bu günlerde tehlili, tekbiri ve tahmidi çokça yapınız!”
Tehlil:
لآ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ، وَحْدَهُ لاَشَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ، وَلَهُ الْحَمْدُ، وَهُوَعَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Duanın Manası: “Allah’tan başka hakkı ile ibadet olunan hiçbir ilah yoktur. O, birdir ve hiçbir ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd da O’nadır. O, her şeye gücü yetendir.”
Tekbir:
اللهُ أَكْبَرُ
Duanın Manası: “Allah en büyüktür.”
Tahmid:
الْحَمْدُ لِلَّهِ
Duanın Manası: “Hamd, Allah’a mahsustur.” (Ahmed bin Hanbel Müsned 6/115, Taberani Mucemu’l-Kebir, Albânî İrvâu’l-Ğalîl Fî Tahrîci Ehâdîsi Menari’s-Sebîl 3/398, 399)
Peygamber Efendimiz bu hadisinde bizlere bu on gün için özel bir zikir programı sunmaktadır. Tehlil ile tevhid inancımızı tazelememizi, Tekbir ile Allah’ın her şeyden üstün ve büyük olduğunu haykırmamızı, Tahmid ile de bize bahşettiği sayısız nimetlere şükretmemizi emretmektedir. Bu zikirler, müminin gün boyunca dilinden düşürmemesi gereken, kalbi gafletten koruyan en güçlü kalelerdir.
Bu günlerde ve özellikle de Arefe Gününde oruç tutulmalıdır. Ama bu oruç, hac görevini yerine getiren için geçerli değildir! Çünkü Rasulullah hacda iken Arefe Günü oruç tutmamıştır! Bilindiği gibi Arefe Günü orucunun fazileti oldukça büyüktür.
Ebu Katâde şöyle dedi: Rasulullah’e Arefe Günü oruç tutmak hakkında sorulunca, Rasulullah şöyle buyurdu: “Arefe Günü oruç tutmak, geçmiş senenin ve gelecek senenin günahlarına kefarettir.” (Müslim 1162/197, İbni Mace 1731)
Arefe günü tutulan oruç, Allah'ın kullarına büyük bir lütfudur. Hac ibadetini yapanların, Arafat vakfesinde zayıf düşmemeleri ve duaya daha çok enerji bulabilmeleri için oruç tutmamaları sünnettir. Ancak hacca gidemeyen müminler için bu günün orucu, adeta bir arınma kurnasıdır. Hadiste belirtilen "kefaret", kulun işlediği küçük günahların silinmesi ve Allah'ın rahmetiyle kuşatılması anlamına gelir.
Ebu Katâde şöyle dedi: Rasulullah şöyle buyurdu:
“Allah’ın, Arefe Günü tutulan orucun, ondan önceki seneye ve ondan sonraki seneye kefaret etmesini umarım.” (İbni Mace 1730, Müslim 1162/197, Ebu Davud 2425, 2426, Beyhaki 4/286, 293, 300, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/297, Albânî İrvâu’l-Ğalîl Fî Tahrîci Ehâdîsi Menari’s-Sebîl 952)
Resulullah "umarım" (ihtisab ederim) ifadesini kullanarak, Allah’ın vaadinden ve sonsuz cömertliğinden emin olduğunu vurgulamıştır. Sadece bir günlük bir açlığın, geçmiş bir yılın hatalarını sildiği gibi gelecek bir yılda da kulu günahlardan koruyacağına veya işleyeceği hatalara kefaret olacağına işaret edilmektedir. Bu, kaçırılması ebedi bir hasret doğuracak kadar büyük bir ticarettir.
Said bin Cübeyr Zilhicce Ayı’nın ilk on günü girdiğinde çok ibadet etmeye çalışır, hatta neredeyse ona güç yetiremez olurdu. (Beyhaki, Terğib ve Terhib 3/20)
Tabiin neslinin büyük alimlerinden olan Said bin Cübeyr’in bu hali, Selef-i Salihin’in bu günlere verdiği değeri somutlaştırmaktadır. Onlar bu günleri sıradan bir zaman dilimi gibi görmez, kapasitelerini sonuna kadar zorlayarak namazı, zikri ve hayır hasenatı artırırlardı. Bu örnek, bizlerin de bu on gün girdiğinde dünyalık meşgaleleri asgariye indirip ahiret azığına odaklanmamız gerektiğinin açık bir kanıtıdır.
Kurban kesecek kişi, kurbanını kesinceye kadar bu günlerde vücudundaki kıllarından ve tırnaklarından hiçbir şeyi kesemez! Çünkü Rasulullah bunu yasaklamıştır! Yani kurban kesecek kişi, kurban bayramına 10 gün kala vücut temizliğini yapar ve kurbanını kesene kadar vücudundan hiçbir şeyi kesmez!
Said bin Müseyyeb şöyle dedi: Nebi’nin eşi Ümmü Seleme’yı işittim şöyle diyordu: Rasulullah’ı işittim şöyle buyuruyordu:
“Kimin keseceği bir kurbanlık hayvanı varken, Zilhicce Ayının hilali görülürse artık o kimse kurbanını kesene kadar vücudundaki kıllardan, saçından ve tırnaklarından hiçbir şeyi almasın!” (Müslim 1977/42, Nesei 4373, 4376, İbni Mace 3149, 3150, Beyhaki 9/266, Ahmed bin Hanbel Müsned 26536)
Bu nehiy (yasak), kurban kesecek Müslümanların, kutsal topraklarda ihrama girmiş olan hacılarla amelde ve hissede ortak olmalarını sağlar. Hacılar ihramdayken saç ve tırnak kesemezler. Dünyanın diğer yerlerindeki müminler de bu sünnete uyarak adeta manevi bir ihram iklimine girerler. Ayrıca kurbanın kesilmesiyle birlikte kulun günahlardan temizlenmesi gibi, tırnak ve kılların da kurbanla beraber temizlenmesi ümit edilir.
Arefe Günü sabah namazından bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar teşrik tekbiri getirmek.
Abdullah ibni Ömer ve Ebu Hureyre bu on gün içinde çarşıya giderler, yüksek sesle tekbir getirirlerdi. Onları işiten insanlar da onlara uyarak yüksek sesle tekbir getirirlerdi. (Buhari 926, Begavi, Beyhaki)
Sahabenin önde gelenlerinin çarşı ve pazarlarda tekbir getirmesi, unutulmaya yüz tutmuş bir sünneti ihya etmek ve insanlara gaflet içinde bulundukları dünya işleri arasında Allah'ı hatırlatmaktır. Onların yüksek sesle tekbir getirmesi, bir koro halinde toplu okumak için değil, çevredeki insanları tekbire teşvik etmek ve İslam şiarını izhar etmek içindir. Herkes onları duyup kendi kendine tekbire başlardı.
Ali bin Ebi Talib Arefe Günü sabah namazından sonra teşrik günlerinin son günü ikindi namazına kadar tekbir getirirdi. Son günün ikindi namazının akabinde de yine tekbir getirirdi.” (İbni Ebi Şeybe 2/72/1, Beyhaki 3/314, Albânî İrvâu’l-Ğalîl Fî Tahrîci Ehâdîsi Menari’s-Sebîl 3/125)
Hz. Ali’nin bu uygulaması, bugün fıkıhta uyguladığımız teşrik tekbirlerinin zaman sınırını belirleyen temel dayanaktır. Arefe günü sabah namazıyla başlayıp bayramın dördüncü günü ikindi namazı dahil olmak üzere toplam 23 vakitte getirilen bu tekbirler, İslam dininin azametini, birliğini ve kulun her namazın ardından Rabbine olan sadakatini ilan ettiği muazzam bir zikir takvimidir.
Abdullah ibni Ömer o günlerde yani Mina günleri olan teşrik günlerinde namazların arkasında, yatağının üzerinde, çadırında, oturduğu yerde ve yürüdüğü yerde yani aklına geldikçe o günlerin hepsinde tekbir getirirdi. (Buhari 928, 929, İbni Münzir)
İbn Ömer’in bu hassasiyeti, zikrin sadece mescitlere veya farz namazların arkasına hasredilmemesi gerektiğini gösterir. Mümin, hayatın her alanında (yatarken, yürürken, dinlenirken) Allah'ı yüceltmelidir. Bu günler tamamen "ziyafet ve zikir günleri" olduğu için, Müslüman her anını bu bilinçle donatmalı, adeta diliyle ve kalbiyle kesintisiz bir ibadet hali yaşamalıdır.
Teşrik Tekbirleri
Teşrik tekbirleri şöyledir:
اللهُ أَكْبَرُ، اللهُ أَكْبَرُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ، وَاللهُ أَكْبَرُ، اللهُ أَكْبَرُ، وَلِلَّهِ الْحَمْدُ
“Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, La İlahe İllallahu Vallahu Ekber, Allah-u Ekber ve Lillahilhamd.”
اللهُ أَكْبَرُ، اللهُ أَكْبَرُ، اللهُ أَكْبَرُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ، وَاللهُ أَكْبَرُ، اللهُ أَكْبَرُ، وَلِلَّهِ الْحَمْدُ
“Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, La İlahe İllallahu Vallahu Ekber, Allah-u Ekber ve Lillahilhamd.”
اللهُ أَكْبَرُ، اللهُ أَكْبَرُ، اللهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا
“Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber Kebira.” (İbni Ebi Şeybe 2/73, 74, Beyhakî 3/315, Albânî İrvâu’l-Ğalîl Fî Tahrîci Ehâdîsi Menari’s-Sebîl 3/125)
Bu lafızlar, Selef-i Salihin’den ve sahabeden en sahih yollarla rivayet edilen orijinal zikir ifadeleridir. İçeriğinde Allah’ın yüceliği (Tekbir), O’ndan başka ilah olmadığı (Tevhid) ve her türlü övgünün yalnızca O’na ait olduğu (Hamd) gerçeği bir araya getirilmiştir. Bu kelimeleri manasını tefekkür ederek söylemek, zikrin kulun kalbine nüfuz etmesini sağlar.
Tekbirlerin, herkes tarafından tek bir ağızdan okunmasının dini bir temeli yoktur! Yani teşrik tekbirlerini toplu bir halde yapmak, bid’attır ve sapıklıktır!
Kişiler bu tekbirleri yalnız başlarına getirmelidirler. Zikir, ister açıktan olsun, ister gizli, bu zikirlerin hiçbirisinin toplu olarak yapılması hususunda dini bir dayanak bulunmamaktadır!
İbadetlerin geçerliliği ve sevabı, onların Hz. Peygamber ve Ashabı tarafından yapılış şekline uygun olmasına bağlıdır. İslam tarihinde ne Resulullah'ın ne de sahabenin koro halinde, tek bir ritim ve ağızla toplu zikir veya tekbir getirdiğine dair hiçbir sahih delil yoktur. Her kul, ibadetini kendi bilinci ve huşusuyla müstakil olarak yerine getirmelidir. İyi niyetle de olsa ibadetlere sonradan eklenen bu tarz toplu ritüeller sünnete aykırıdır yardır ve dinde aslı olmayan sonradan uydurulmuş (bid'at) uygulamalar sınıfına girer.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.