Çocukluktan gençlik ve ergenlik evresine geçiş, insan hayatının en önemli dönüm noktalarından biridir. Bu dönem, yalnızca bedensel değişimlerin yaşandığı bir süreç değil; aynı zamanda kişinin kendisini tanımaya, kimliğini oluşturmaya, çevresiyle ilişkilerini yeniden şekillendirmeye ve toplumdaki yerini anlamlandırmaya çalıştığı bir gelişim evresidir. Genç, bir yandan bağımsız bir birey olma arzusu taşırken diğer yandan anlaşılmaya, kabul görmeye ve güven duyabileceği insanlarla bağ kurmaya ihtiyaç duyar. Bu süreçte yaşanan duygusal dalgalanmalar, aidiyet arayışı ve zaman zaman ortaya çıkan çatışmalar, gençlik döneminin doğal özellikleri arasında yer alır.
Günümüzde gençlerin aileleriyle yaşadığı sorunların önemli bir kısmı, kuşaklar arasındaki bakış açısı farklılıklarından ve iletişim eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Ebeveynler çoğu zaman çocuklarını koruma düşüncesiyle hareket ederken gençler, kendi kararlarını verebilmek ve bireyselliklerini ortaya koyabilmek isterler. Bu iki beklenti arasında sağlıklı bir iletişim kurulamadığında taraflar birbirlerini anlamakta zorlanabilir. Genç, kendisini sürekli eleştirilen veya kontrol edilen biri olarak hissedebilir; ebeveynler ise çocuklarının kendilerinden uzaklaştığını düşünebilir. Oysa gençlerin bu dönemde ihtiyaç duyduğu şey yalnızca kurallar ve yönlendirmeler değil; aynı zamanda dinlenmek, anlaşılmak, değer görmek ve hata yaptıklarında dahi insan olarak kabul edilmektir.
Bu noktada Hz. Peygamber’in (s.a.v.) çocuklara ve gençlere yaklaşımı, günümüz aileleri ve eğitimcileri açısından önemli örnekler sunmaktadır. Onun eğitim anlayışında sevgi, merhamet, güven, sorumluluk verme ve muhatabının kişiliğine saygı gösterme temel bir yer tutar. Hz. Peygamber, çocukları ve gençleri yalnızca yetişkinlerin sözünü dinlemesi gereken kişiler olarak görmemiş; onların duygularını, düşüncelerini ve bireysel özelliklerini dikkate almıştır. Onlarla iletişim kurarken yaşlarına ve içinde bulundukları duruma uygun bir yaklaşım benimsemiş, gerektiğinde onları uyarmış, gerektiğinde ise teşvik ederek sorumluluk üstlenmelerine imkân tanımıştır.
Hz. Peygamber’in çocuklara gösterdiği sevgi ve şefkat, onun eğitim anlayışının en belirgin özelliklerindendir. Bir gün Hz. Peygamber, torunu Hasan’ı öpmüş; yanında bulunan Akra‘ b. Hâbis, kendisinin on çocuğu olduğunu ancak hiçbirini öpmediğini söylemiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” buyurmuştur (Buhârî, Edeb; Müslim, Fezâil, 65).
Bu rivayet, çocuklara sevgi göstermenin bir zayıflık veya gereksiz bir davranış olarak görülmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Çocuğa sevgi göstermek, onun her isteğini yerine getirmek ya da yanlış davranışlarını görmezden gelmek anlamına gelmez. Aksine sevgi, sağlıklı bir eğitim ilişkisinin temelini oluşturur. Kendisine değer verildiğini hisseden çocuk, çevresiyle daha güvenli ilişkiler kurabilir ve kendisini ifade etmekte daha rahat davranabilir. Sevgi ve merhamet, çocukla yetişkin arasında güvene dayalı bir bağ kurulmasına katkı sağlayan temel unsurlardandır.
Hz. Peygamber’in çocuklara ve gençlere yaklaşımında dikkat çeken bir diğer husus, onların kişiliklerine saygı göstermesidir. O, yalnızca kendi çocuklarına ve torunlarına değil, çevresindeki diğer çocuklara da sevgi ve ilgi göstermiştir. Çocukların duygularını önemsemiş, onların dünyasını küçümsememiş ve yaşadıkları olaylara kayıtsız kalmamıştır. Bu tutum, çocuğun kendisini toplumun değerli bir üyesi olarak hissetmesi bakımından önemlidir.
Hz. Peygamber’in kızı Hz. Fâtıma’ya gösterdiği saygı da aile içindeki ilişkiler bakımından anlamlı bir örnektir. Hz. Âişe’den nakledildiğine göre Hz. Fâtıma, Hz. Peygamber’in yanına geldiğinde Resûlullah ayağa kalkar, onu karşılar, öper ve kendi yerine oturturdu. Hz. Peygamber de Hz. Fâtıma’nın yanına geldiğinde o babasını karşılar, ona saygı gösterir ve kendi yerine oturturdu (Ebû Dâvûd, Edeb; Tirmizî, Menâkıb).
Bu davranış, aile içindeki sevgi ve saygının yalnızca ebeveynden çocuğa doğru işleyen tek yönlü bir ilişki olmadığını göstermektedir. Hz. Peygamber’in kızına gösterdiği ilgi ve hürmet, aile bireylerinin yaşları ve konumları ne olursa olsun birbirlerinin değerini gözetmelerinin önemini ortaya koyar. Çocuğa saygı göstermek, onun her davranışını onaylamak değil; kişiliğini önemsemek, düşüncelerini dinlemek ve ona insan onuruna yaraşır biçimde yaklaşmaktır. Ailede bu anlayışın hâkim olması, çocukların kendilerine güven duymalarına ve başkalarıyla daha sağlıklı ilişkiler geliştirmelerine yardımcı olabilir.
Hz. Peygamber’in gençlere güvenmesi ve onlara önemli sorumluluklar vermesi, eğitim anlayışının bir başka önemli yönüdür. Bunun dikkat çekici örneklerinden biri, Üsâme b. Zeyd’in genç yaşta bir ordunun komutanlığına getirilmesidir. Hz. Peygamber, Bizans üzerine gönderilecek ordunun başına Üsâme b. Zeyd’i tayin etmiştir. Siyer kaynaklarında Üsâme’nin bu sırada on sekiz veya on dokuz yaşlarında olduğu aktarılır. Orduda daha yaşlı ve tecrübeli sahâbîlerin de bulunması, bu görevlendirmenin önemini daha da belirgin hâle getirmektedir.
Üsâme’nin komutanlığı hakkında bazı kişilerin eleştirileri Hz. Peygamber’e ulaştığında Resûlullah, daha önce Üsâme’nin babası Zeyd b. Hârise’nin komutanlığına da itiraz edildiğini hatırlatmış; ardından Zeyd’in komutanlığa layık olduğunu ve kendisinin sevdiği kimselerden biri olduğunu ifade etmiştir. Daha sonra Üsâme hakkında da aynı şekilde konuşarak onun kendisine sevilen kimselerden biri olduğunu belirtmiştir (Buhârî, Megâzî, 42; ayrıca bk. Buhârî, Menâkıbü’l-Ensâr, 18).
Bu olay, Hz. Peygamber’in bir gencin yeteneğini ve sorumluluk üstlenme kapasitesini yalnızca yaşına bakarak değerlendirmediğini göstermektedir. Gençlere güvenmek, onlara gelişebilecekleri alanlar açmak ve gerektiğinde önemli görevler vermek, onların kendilerini tanımalarına ve yeteneklerini ortaya koymalarına katkı sağlayabilir. Bununla birlikte güven vermek, genci hazırlıksız biçimde sorumluluk altında bırakmak anlamına gelmez. Önemli olan, kişinin imkânlarını ve yeterliliklerini dikkate alarak ona gelişme fırsatı sunmaktır. Üsâme örneğinde görüldüğü üzere Hz. Peygamber, genç bir sahâbîye önemli bir görev vermiş ve onun bu görevi yerine getirebileceğine duyduğu güveni açıkça ortaya koymuştur.
Hz. Peygamber’in gençlere sorumluluk vermesinin bir başka örneği Mus‘ab b. Umeyr’dir. Mus‘ab, İslâm’ı kabul ettikten sonra Mekke’de çeşitli zorluklarla karşılaşmış; daha sonra Hz. Peygamber tarafından Medine’ye gönderilerek burada İslâm’ı öğretmek ve insanları İslâm’a davet etmekle görevlendirilmiştir. Medine’deki faaliyetleri, hicretten önce Müslüman toplumun oluşumuna önemli katkılar sağlamıştır. Mus‘ab’ın bu görevi üstlenmesi, gençlerin yalnızca kendilerine verilen bilgileri öğrenen kişiler olmadıklarını; öğrendiklerini başkalarına aktarabilecek, toplumsal sorumluluklar üstlenebilecek bireyler olduklarını göstermektedir.
Hz. Peygamber’in Mus‘ab’a görev vermesi, gençlerin toplumsal hayata katılımını destekleyen bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Bir gencin kendisine güvenildiğini hissetmesi, onun sorumluluk bilincini geliştirebilir. Gençleri yalnızca geleceğin yetişkinleri olarak görmek yerine bugünün toplumsal hayatında da katkı sağlayabilecek bireyler olarak değerlendirmek, onların gelişimini destekleyen önemli bir tutumdur. Bu yaklaşım, gençlerin yeteneklerini ortaya koyabilecekleri ve kendilerini geliştirebilecekleri fırsatlarla buluşmalarını da gerekli kılmaktadır.
Hz. Peygamber’in gençlere duyduğu güvenin bir diğer örneği Muâz b. Cebel’in Yemen’e gönderilmesidir. Muâz, dinî bilgisi ve anlayışıyla öne çıkan sahâbîlerden biridir. Hz. Peygamber onu Yemen’e göndererek insanlara İslâm’ı öğretmek ve dinî görevleri yürütmekle sorumlu kılmıştır. Bu görevlendirme, gençlerin bilgi ve yeteneklerinin toplum yararına kullanılmasına önem verildiğini göstermektedir.
Muâz b. Cebel’in Yemen’e gönderilmesi, gençlerin dinî bilgi ve birikimlerine duyulan güvenin önemli örneklerindendir. Bir gencin kendisine verilen görevi yerine getirebilmesi için yalnızca bilgi sahibi olması değil, öğrendiklerini uygun biçimde kullanabilmesi ve sorumluluk bilinciyle hareket etmesi de önemlidir. Hz. Peygamber’in Muâz’a böyle bir görev vermesi, gençlerin yetiştirilmesinde bilgiyle birlikte uygulama tecrübesine de yer verilmesinin önemini ortaya koymaktadır.
Bu örneklerden hareketle Hz. Peygamber’in gençlerin gelişimini desteklerken onların yalnızca yaşlarına değil, bilgi ve becerilerine de önem verdiği söylenebilir. Gençlerin hata yapabileceklerini kabul etmek, onlara hiçbir sorumluluk vermemek anlamına gelmez. Aksine uygun rehberlik ve destekle sorumluluk almalarına imkân tanımak, öğrenme süreçlerinin önemli bir parçasıdır. Gençlere sürekli olarak yetersiz olduklarını hissettirmek, onların kendilerini geliştirme isteklerini zayıflatabilir. Buna karşılık güven duymak ve sorumluluk alanı açmak, onların kendilerini daha iyi tanımalarına yardımcı olabilir.
Hz. Peygamber’in gençlerin eğitimine verdiği önemi gösteren örneklerden biri de Zeyd b. Sâbit’tir. Zeyd b. Sâbit, vahiy kâtipliği yapmış ve çeşitli yazı işlerinde görev almıştır. Kendisi, Hz. Peygamber’in isteği üzerine Yahudilerin yazısını öğrenmekle görevlendirildiğini aktarmaktadır. Rivayete göre Hz. Peygamber, yazışmalarda başkalarına bağımlı kalmamak amacıyla Zeyd’den bu yazıyı öğrenmesini istemiş; Zeyd de bunu kısa sürede öğrendiğini belirtmiştir (Buhârî, Ahkâm, 40).
Zeyd b. Sâbit’in bu görevi üstlenmesi, gençlerin bilgi ve becerilerinin geliştirilmesine verilen önemi göstermektedir. Aynı zamanda okuma yazma ve iletişim becerilerinin, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda kullanılmasının değerini ortaya koymaktadır. Zeyd’in öğrendiği yazıyı yazışmalarda kullanması, öğrenmenin yalnızca teorik bilgi edinmekten ibaret olmadığını; ihtiyaç duyulan alanlarda uygulamaya dönüştürülebileceğini de göstermektedir.
Zeyd b. Sâbit örneği, gençlerin öğrenme kapasitesine güvenmenin yanı sıra onları yeni bilgi ve beceriler edinmeye teşvik etmenin de önemini göstermektedir. Günümüzde de gençlerin ilgi alanlarını keşfetmeleri, farklı beceriler kazanmaları ve yeteneklerini geliştirebilecekleri fırsatlarla karşılaşmaları büyük önem taşımaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, her gencin aynı hızda öğrenmediği ve aynı alanlarda başarılı olmadığıdır. Eğitim süreci, bireysel farklılıkları gözeten ve öğrenmeyi destekleyen bir anlayışla yürütülmelidir.
Hz. Peygamber’in gençlerle iletişiminde öne çıkan örneklerden biri de yanlış bir davranışa yönelmek isteyen gençle yaptığı konuşmadır. Rivayete göre bir genç Hz. Peygamber’in yanına gelerek zina etmesine izin verilmesini istemiştir. Orada bulunanlar gence tepki gösterirken Hz. Peygamber onu yanına çağırmış ve kendisiyle sakin bir şekilde konuşmuştur. Gence, bu davranışı annesi, kızı, kız kardeşi, halası veya teyzesi için isteyip istemeyeceğini sormuş; genç her defasında böyle bir şeyi kabul etmeyeceğini belirtmiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber, insanların da kendi yakınları için aynı şekilde düşündüklerini açıklamış ve genç için dua etmiştir. Rivayetin sonunda gencin zina isteğinin ortadan kalktığı ifade edilmektedir (Ahmed b. Hanbel, Müsned).
Bu olay, Hz. Peygamber’in yanlış bir davranış karşısında yalnızca azarlama ve cezalandırma yoluna başvurmadığını; muhatabının düşünmesini sağlayan, empati kurmasına yardımcı olan bir iletişim yöntemi de kullandığını göstermektedir. Genç, ilk başta kendi isteğini merkeze alırken Hz. Peygamber’in soruları sayesinde aynı davranışın başkaları açısından ne anlama gelebileceğini düşünmeye yönelmiştir. Böylece konu, yalnızca bir yasak veya emir olarak sunulmamış; karşılıklı saygı ve başkasının duygularını dikkate alma çerçevesinde ele alınmıştır.
Bu rivayet, gençlerle kurulan iletişimde onları dinlemenin, sorularla düşünmeye teşvik etmenin ve kişiliklerini aşağılamadan doğruya yönlendirmenin önemini ortaya koymaktadır. Özellikle gençlik döneminde bireylerin yalnızca yasaklarla karşılaşmaları değil, davranışlarının başkaları üzerindeki etkisini anlamaları da önemlidir. Hz. Peygamber’in yaklaşımı, ahlaki eğitimin yalnızca dışarıdan dayatılan kurallardan ibaret olmadığını; anlayış, vicdan ve sorumluluk bilincinin gelişmesini de hedeflediğini göstermektedir.
Hz. Peygamber’in gençlerle kurduğu ilişkide öne çıkan bir diğer özellik, onların hatalarına karşı sabırlı davranmasıdır. Enes b. Mâlik, Hz. Peygamber’e on yıl hizmet ettiğini ve bu süre boyunca kendisine bir kez bile “öf” denilmediğini; yaptığı bir şey için “Bunu neden yaptın?”, yapmadığı bir şey için de “Bunu neden yapmadın?” şeklinde azarlanmadığını aktarmaktadır (Buhârî, Edeb; Müslim, Fezâil).
Enes’in bu anlatımı, Hz. Peygamber’in kendisine hizmet eden genç bir kimseyle ilişkisinde kırıcı ve aşağılayıcı bir dil kullanmadığını göstermektedir. Bu, onun hiçbir zaman uyarıda bulunmadığı veya yanlış davranışları önemsemediği anlamına gelmez. Burada öne çıkan husus, eğitim ve yönlendirme sırasında muhatabın onurunu zedeleyen bir tavırdan uzak durmasıdır.
Sürekli eleştirilmek, küçümsenmek veya başkalarıyla kıyaslanmak, kişinin kendisini ifade etmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle ebeveynlerin ve eğitimcilerin yanlış davranışları düzeltmeye çalışırken çocuğun kişiliğini hedef alan ifadelerden kaçınmaları önemlidir. “Sen zaten böylesin” veya “Senden hiçbir şey olmaz” gibi sözler, davranışı değerlendirmek yerine bireyin bütün benliğini olumsuz biçimde tanımlar. Oysa sağlıklı bir eğitim yaklaşımında yanlış davranış ile kişinin değeri birbirinden ayrılmalıdır. Bir davranış eleştirilebilir; fakat bu eleştiri, kişiyi değersizleştirmeden yapılmalıdır.
Hz. Peygamber’in çocuklarla iletişiminde dikkat çeken bir başka husus, onlara selam vermesidir. Enes b. Mâlik’in aktardığına göre Hz. Peygamber, çocukların yanından geçtiğinde onlara selam verirdi (Buhârî, İsti’zân; Müslim, Selâm).
Çocuklara selam vermek, ilk bakışta basit bir davranış gibi görünebilir. Ancak bu davranış, çocukların da muhatap alınmaya ve saygı görmeye layık olduklarını ortaya koymaktadır. Hz. Peygamber, çocukları görmezden gelmemiş; onlarla iletişim kurmayı önemsemiştir. Bu tutum, çocukların toplumsal ilişkilerde edilgen kişiler olarak değil, iletişimin bir parçası olarak görülmelerinin önemine işaret etmektedir. Bir çocuğa selam vermek, hâlini hatırını sormak veya onunla kısa bir konuşma yapmak, ona değer verildiğini hissettirebilir.
Günümüzde yetişkinlerin çocuklarla iletişim kurarken onların sözlerini ve duygularını küçümsememeleri gerekir. Çocukların düşünceleri her zaman yetişkinlerinkiyle aynı olmayabilir; ancak bu durum onların dinlenmeye değer olmadığı anlamına gelmez. Çocuğu dinlemek, her isteğini kabul etmek değildir. Önemli olan, onun kendisini ifade edebileceği güvenli bir iletişim ortamı oluşturmaktır.
Hz. Peygamber’in çocukların dünyasına gösterdiği ilginin bir başka örneği, Ebû Umeyr isimli küçük çocukla ilgili rivayettir. Enes b. Mâlik’in aktardığına göre Ebû Umeyr’in “Nugayr” adı verilen küçük bir kuşu vardır. Hz. Peygamber, çocukla karşılaştığında onunla şakalaşır ve “Ey Ebû Umeyr! Nugayr ne yaptı?” diye sorardı (Buhârî, Edeb; Müslim, Âdâb).
Bu rivayet, Hz. Peygamber’in çocukların ilgi alanlarına ve duygusal dünyalarına önem verdiğini göstermektedir. Yetişkinler açısından önemsiz görülebilecek bir ayrıntı, çocuk için büyük anlam taşıyabilir. Hz. Peygamber’in küçük çocuğun kuşuyla ilgili konuşması, onun dünyasına ilgi gösterdiğini ve iletişim kurarken çocuğun seviyesini dikkate aldığını ortaya koymaktadır.
Bu olaydan çıkarılabilecek önemli sonuçlardan biri, çocuklarla sağlıklı iletişim kurabilmek için onların ilgi duydukları şeyleri önemsemektir. Çocuğun oyunları, arkadaşlıkları veya küçük sevinçleri yetişkinler için önemsiz görünse de onun dünyasında anlamlı bir yere sahip olabilir. Çocuğun bu deneyimlerini dinlemek, kendisini ifade etmesine fırsat vermek ve duygularını küçümsememek, aradaki güven bağını güçlendirebilir. Hz. Peygamber’in Ebû Umeyr’le şakalaşması, çocuklarla iletişim kurarken onların dünyasına ilgi göstermenin güzel bir örneğidir.
Hz. Peygamber’in çocuklara ve gençlere yaklaşımına ilişkin bu örnekler birlikte değerlendirildiğinde, onun eğitim anlayışında sevgi, merhamet, saygı, sabır ve güvenin önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. O, çocuklara sevgi göstermiş, aile bireylerine saygı duymuş, gençlere sorumluluk vermiş, onların bilgi ve becerilerini geliştirmelerini desteklemiş ve yanlış davranışlar karşısında onları düşünmeye yönlendirmiştir. Bütün bunları yaparken muhataplarının kişiliklerini göz ardı etmemiştir.
Elbette on dört asır önceki toplumsal şartlarla günümüzün şartları birbirinden farklıdır. Bu nedenle tarihî örnekleri günümüze aktarırken dönemin koşullarını dikkate almak gerekir. Hz. Peygamber’in uygulamalarından yararlanmak, geçmişte yaşanan her olayı günümüz şartlarına hiçbir değerlendirme yapmadan taşımak anlamına gelmez. Önemli olan, bu örneklerde ortaya çıkan temel ilkeleri doğru anlamak ve onları günümüzün aile, eğitim ve toplumsal hayatında anlamlı biçimde değerlendirmektir.
Geçmiş toplumların çocuklara yaklaşımı da içinde bulunulan döneme, aile yapısına ve toplumsal şartlara göre farklılık gösterebilmiştir. Bu sebeple geçmişte çocukların her zaman değersiz görüldüğünü veya yalnızca edilgen kişiler olarak kabul edildiğini söylemek yerine, Hz. Peygamber’in örnekliğinde çocuklara ve gençlere gösterilen ilginin, saygının ve verilen sorumlulukların önemini vurgulamak daha isabetlidir.
Günümüzde ailelerin ve eğitimcilerin gençlerle ilişkilerinde karşılaştıkları sorunlar, Hz. Peygamber’in bu yaklaşımını yeniden düşünmeyi gerekli kılmaktadır. Gençler, bir yandan bağımsızlıklarını kazanmak isterken diğer yandan anlaşılmaya ve desteklenmeye ihtiyaç duyarlar. Onlarla sağlıklı bir ilişki kurmak, yalnızca kurallar koymakla veya davranışlarını denetlemekle mümkün değildir. Sevgi ve saygıya dayalı bir iletişim kurmak, onların düşüncelerini dinlemek, gerektiğinde sınır koyarken nedenlerini açıklamak ve yaşlarına uygun sorumluluklar vermek de bu sürecin önemli parçalarıdır.
Gençlere güvenmek, onların hiçbir zaman hata yapmayacaklarını düşünmek değildir. Aksine hata yapabileceklerini kabul etmek ve bu hatalardan öğrenebilecekleri bir ortam oluşturmaktır. Gençlerin her kararını onlar adına vermek, kısa vadede ebeveynlere güvenli bir yol gibi görünebilir; ancak bu tutum, onların karar verme becerilerini geliştirmelerini zorlaştırabilir. Buna karşılık rehberlik ederek sorumluluk vermek, gerektiğinde destek sunmak ve hatalar karşısında aşağılayıcı bir dil kullanmamak, gençlerin kendi davranışlarının sonuçlarını anlamalarına yardımcı olabilir.
Sonuç olarak Hz. Peygamber’in çocuklara ve gençlere yaklaşımı, eğitimde insanı merkeze alan bir anlayışın örneğini sunmaktadır. Onun çocuklara gösterdiği şefkat, gençlere duyduğu güven, aile bireylerine gösterdiği saygı ve yanlış davranışlar karşısındaki yapıcı tutumu, günümüz eğitim ve aile hayatı açısından da anlamlı ilkeler içermektedir. Bu örneklik, gençleri yalnızca denetlenmesi gereken kişiler olarak görmenin ötesine geçerek onların duygu, düşünce, yetenek ve sorumluluklarını dikkate almayı gerektirir.
Gençlerin sağlıklı bireyler olarak yetişebilmesi için sevgi ile sınır koyma, özgürlük ile sorumluluk ve rehberlik ile bağımsızlık arasında dengeli bir ilişki kurulmalıdır. Hz. Peygamber’in örnekliğinde görülen merhamet, saygı, sabır ve güven ilkeleri, bu dengenin kurulmasına katkı sağlayabilir. Çünkü gençlerin gelişimi yalnızca onlara ne yapmaları gerektiğini söylemekle değil; kendilerini değerli hissetmelerini sağlamak, düşünmelerine imkân tanımak, sorumluluk almalarını desteklemek ve gerektiğinde yanlarında olmakla da mümkündür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.