Sayfalar

Hamd, ancak Allah'adır. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz.

17 Haziran 2026 Çarşamba

Muharrem Ayı ve Âşure Orucu

İslam’ın zarafetle örülmüş zaman bilincinde, bazı anlar ve aylar vardır ki, adeta ilahi bir esintiyle ruhu durulmaya, kalbi arınmaya davet eder. İşte bu mübarek durakların ilk adımı, hicri takvimin de kapısını aralayan Muharrem ayıdır. O, sadece yeni bir yılın başlangıcı değil, Allah katındaki kutsiyetiyle bizlere ikram edilen manevi bir sığınaktır. Kur’an-ı Kerim’de, “Kim, Allah’a ve Rasulüne itaat ederse, onu altından ırmaklar akan içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş budur” (Nisâ Suresi, 13) buyurularak işaret edilen o büyük kurtuluşun yolu, Allah’ın kıymet verdiği zamanlara O’nun razı olacağı ibadetlerle mukabele etmekten geçer. Bu bağlamda Muharrem, aidiyeti doğrudan Yaratan’a atfedilerek bizzat Efendimiz (s.a.v.) tarafından "Allah’ın ayı" şeklinde nitelendirilir. Ebu Hureyre (r.a.)’ın naklettiği hadiste Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ramazan orucundan sonra orucun en faziletlisi, Allah’ın ayı olan Muharrem ayı orucudur! Farz namazından sonra en faziletli namaz, gece namazıdır!” (Müslim 1163/202, Ebu Davud 2429, Tirmizi 438). Nasıl ki gecenin karanlığında kılınan namaz kul ile Rabbi arasında gizli ve derin bir bağ kuruyorsa, Muharrem ayında tutulan oruç da kulun kalabalıkların hengamesinden sıyrılıp Allah’ın ayında sakin bir şükür makamına oturmasıdır.


​Muharrem’in kalbi ise şüphesiz onuncu günü, yani Âşure günüdür. Bugün, insanlık tarihinin en ihtişamlı kurtuluş destanlarına şahitlik etmiştir. Âşure gününün faziletine dair sahih hadisler vardır. Abdullah ibni Abbas (r.anhuma)’nın rivayetine göre; Nebi (s.a.v.) Medine’ye geldiğinde oradaki Yahudileri oruçlu olarak buldu ve onlara “Bu ne orucu!?” diye sordu. Yahudiler: “Bugün, Allah-u Teâlâ’nın Musa’yı kurtardığı ve Firavun’u denizde boğduğu gündür. Musa da bugün şükür olarak oruç tutmuştur” dediler. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.): “Biz Musa’ya sizden daha yakınız!” buyurdu ve o gün oruç tutup insanlara da bunu emretti (Buhari 1860, İbni Mace 1734, Ebu Davud 2444). Âşure, zulmün ve karanlığın sembolü olan Firavun’un sularda boğulduğu, hakkın batıla üstün geldiği o şükür gününün ta kendisidir.


​Allah Resulü’nün hayatında bu güne gösterilen bağlılık o kadar derindir ki, henüz Ramazan orucu farz kılınmadan önce adeta bir seferberlik ilan edilmiştir. Er-Rübeyyi binti Muavviz (r.anha) şöyle anlatır: Nebi (s.a.v.) Âşure gününün sabahında Ensar köylerine haber gönderip, “Herkim iftar ederek sabahladı ise günün geri kalan kısmında oruç tutsun! Herkim de oruçlu olarak sabahladı ise orucuna devam etsin!” buyurdu. Biz bundan sonra Âşure orucunu tutardık ve çocuklarımıza da tuttururduk. Onlara yünden oyuncaklar yapardık; açlıktan ağladıklarında iftar vaktine kadar bu oyuncaklarla oyalardık (Buhari 1827, Müslim 1136/136). Bir nesli ibadetin neşesiyle büyütmenin, açlığı sabra dönüştürmenin bu naif hikayesi, Muharrem’in bir ailede nasıl bir ruhla yaşanması gerektiğinin yaşayan bir delilidir.


​Daha sonra İslam’ın ibadet takvimi netleşip Ramazan orucu farz kılınınca, Âşure orucunun yükümlülüğü bir serbestliğe dönüşmüştür. Hz. Aişe (r.anha) validemiz bu süreci şu sözlerle netleştirir: “Cahiliyede Kureyş, Âşure günü oruç tutardı. Rasulullah (s.a.v.) de bu orucu tutardı. Medine’ye geldiğinde de tuttu ve emretti. Ramazan orucu farz kılınınca, Âşure günü oruç tutmayı terk etti. Bundan sonra dileyen tuttu, dileyen terk etti” (Buhari 1859, Müslim 1125/113). Bu serbestliğe rağmen günün muazzam bereketi ve mükafatı baki kalmıştır. Ebu Katâde (r.a.)’ın naklettiği hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) şöyle müjdelemiştir: “Şüphesiz ki, Allah’ın Âşure günü orucuyla ondan önceki yılı bağışlamasını umarım” (İbni Mace 1738). Ebu Said el-Hudri (r.a.) vasıtasıyla gelen bir diğer nebevi müjde de bu hakikati perçinler: “…Kim, Âşure orucu tutarsa o kişinin bir yıllık günahı bağışlanır” (Taberani, Tergib ve Terhib 2/466). Bir günlük samimi bir duruşa, koca bir yılın hatasını silen bu lütuf, merhamet kapılarının ne kadar geniş olduğunun apaçık göstergesidir.


​Ancak İslam’ın tevhid bilinci, ibadet ederken bile mümini kendine has bir şahsiyete ve duruşa davet eder. Diğer inanç mensuplarına benzememek, ibadete müslümanca bir şuur kazandırmak adına Âşure orucunu 9 ve 10 Muharrem veya 10 ve 11 Muharrem şeklinde tutmak müstehap görülmüştür. Abdullah ibni Abbas (r.anhuma) anlatır: Rasulullah (s.a.v.) Âşure günü oruç tutup bize de emrettiği zaman kendisine: “Ya Rasulallah! Bugün, Yahudilerle Hristiyanların tazim ettikleri bir gündür!” dediler. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): “Öyleyse biz de gelecek sene (Muharrem’in) dokuzunda oruç tutarız!” buyurdu. Fakat ertesi yıl gelmeden vefat etti (Müslim 1134/133, Ebu Davud 2445). Efendimiz’in ömrünün vefa etmediği bu niyeti, ümmetine bir miras kalmış ve İbni Abbas (r.anhuma) bu mirası fıkhi bir ölçüye bağlayarak şöyle demiştir: “Muharrem’in dokuzuncu ve onuncu günü oruç tutun! Bu şekilde Yahudilere muhalefet edin!” (Abdurrezzak 7839, Tirmizi 2/55). Nitekim Nebi (s.a.v.)’in eşlerinden nakledilen rivayetlerde de onun zati hayatında "Zilhicce’nin dokuz günü, Âşure günü, her aydan üç gün ve ayın ilk Pazartesi ve Perşembesi" (Ebu Davud 2437, Nesei 2410) düzenli olarak oruç tuttuğu sabit olmuştur.


​Bu şuur, ibadet günlerinin fıkhi boyutuna ve meşru sınırlarına karşı da uyanık olmayı gerektirir. Kul, sırf kendi arzusu ve coşkusuyla hareket edemez; ibadetin sınırlarını da yine şer’i deliller belirler. Cuma günü tek başına oruç tutmakla ilgili nehiy gelmiştir; ancak yanında bir gün daha oruç tutulursa caizdir. Ebu Hureyre (r.a.)’dan nakledilen, “Sizden hiç kimse Cuma günü oruç tutmasın! Ancak Cuma’dan bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutarsa bu müstesnadır” (Buhari 1850, Müslim 1144/147) hadisi ile Cabir (r.a.)’ın onayladığı, “Nebi (s.a.v.) Cuma günü oruç tutmayı nehyetti” (Buhari 1850, Müslim 1143/146) rivayeti bu durumun beyanıdır. Cumartesi orucu konusunda da âlimler arasında farklı görüşler vardır. Yezid es-Samma (r.a.) kanalıyla gelen, “Üzerinize farz olunan orucun dışında Cumartesi günü oruç tutmayın!” (Ebu Davud 2421, Tirmizi 744) rivayeti üzerinden fıkıh usulünde yasak ve izin delilleri değerlendirilmiştir. Ebu Hureyre (r.a.)’ın naklettiği hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “…Ben size bir şey emrettiğim zaman siz onu gücünüz yettiğince yerine getirin! Size bir şeyi de yasakladığım zaman artık onu terk ediniz!” (Müslim 1337/412, Buhari 7151). Tüm bu deliller ışığında, Âşure günü Cuma veya Cumartesi gününe denk gelse dahi, öncesine veya sonrasına günler ekleyerek oruç tutmak, fıkhi çekinceleri ortadan kaldıran ve sünnete muvafakat sağlayan bir yaklaşımdır.


​Bu nasların ve nebevi ölçülerin ışığında idrak edeceğimiz Muharrem ayı, bizler için sadece takvim yapraklarının değiştiği sıradan bir zaman dilimi değil; ruhlarımızın silkinişine, tövbelerimizin kabulüne ve Rabbimize olan sadakatimizin yenilenmesine vesile olacak muazzam bir fırsat kapısıdır. Adım atacağımız bu kutlu iklimde, tutacağımız her oruç, kalkacağımız her gece namazı ve fıkhi bir şuurla her sünnete sarılışımız, bizi ahiretin o en büyük kurtuluşuna bir adım daha yaklaştıracaktır. Unutmayalım ki, bir günün samimiyetine koca bir yılın günahını bağışlayan bir Rahman’ın kullarıyız; O’nun rahmeti, bizim kusurlarımızdan katbekat büyüktür. Öyleyse kalplerimizi bu manevi uyanışa açalım ve bu mübarek günlerin bereketini kaçırmamak için bugünden niyetlerimizi tazeleyelim.

​İlahi Ya Rabbi! Bizleri mülküne ortak kıldığın, "Allah'ın ayı" diyerek şereflendirdiğin bu mübarek Muharrem ayının feyzinden, bereketinden ve nurundan mahrum eyleme. Hz. Musa’yı Firavun’un zulmünden, İsrâiloğullarını düşmanlarından kurtarırken tecelli ettirdiğin o sonsuz kudretin, rahmetin ve azametinle; bizleri de nefsimizin esaretinden, dünyanın aldatıcı hengamesinden ve her türlü manevi darlıktan selamete erdir. Bu ayda sırf senin rızan için tutacağımız oruçları, Efendimiz’in (s.a.v.) sünnetine uygun olarak lütfunla kabul eyle ve bu salih amelimizi geçmiş bir yıllık günahlarımıza kefaret kıl. Kalplerimize peygamber sevgisini, zihnimize sünnet şuurunu nakşet. Bizleri altından ırmaklar akan ebedi cennetlerinde, Resul-i Ekrem’in sancaktarları altında buluştur. Ömrümüzü hayırlı, ibadetlerimizi daim, rızanı da nihai mükafatımız eyle. Âmin, elhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.