Cahiliye, teknik anlamda yalnızca bilgisizlik hali değil; bilinçli bir tercihle ilahî hayat nizamından yüz çevirmek ve insanın insan üzerindeki egemenliğine dayalı bir dünya düzeni inşa etmektir. Bu düzende değerler, ölçüler ve hukuk kuralları Allah’ın belirlediği sınırlardan (şeriat) değil, insanların hevâ ve heveslerinden neşet eder. İslam düşüncesinde toplumlar temelde iki kategoride değerlendirilir: "İslam Toplumu" ve "Cahiliye Toplumu". İslam toplumu; inanç, ibadet, hukuk ve ahlakın bir bütün olarak ilahî ilkelere dayandığı bir yapıyı temsil ederken; cahiliye toplumu, bu bütünlüğün bozulduğu, egemenliğin kaynağının beşerileştiği her türlü yapıyı niteler.
İslam nazarında bir toplumun "ileri" veya "uygar" olarak nitelendirilmesi için yalnızca maddi başarılar yeterli değildir. Teknolojik devrimler, ekonomik büyüme ve kentsel gelişim, eğer Allah’ın şeriatı ve ahlakî çerçevesi dışında şekilleniyorsa, o toplum İslamî perspektife göre "ilkel" kabul edilir. Maddi refah, adaletin ve ilahî rızanın yerine ikame edildiğinde, insan onuru zedelenmekte ve toplum "kula kulluk" zilletine düşmektedir. Bu durum, modern cahiliyenin en belirgin vasfıdır: Maddi alanda devleşirken, manevi ve ahlaki zeminde çöküş yaşamak.
Cahiliye toplumlarında temel değer ölçüsü "takva" değil, maddi güç ve servettir. Bu sistemde bireyin toplumsal statüsü, ahlaki niteliklerinden ziyade sahip olduğu ekonomik güce göre belirlenir. Bu değer kayması, beraberinde ciddi sosyal yozlaşmaları da getirmektedir. Örneğin:
Yaşam Hakkı: Tarihsel cahiliyede görülen çocuk katli (diri diri gömme), modern dünyada kürtaj gibi yöntemlerle yasallaştırılarak devam ettirilmektedir.
Cinsel Yozlaşma: Geçmiş kavimlerde helak sebebi sayılan sapkın yaşam biçimleri, günümüz toplumlarında modernite adı altında meşrulaştırılmakta ve teşvik edilmektedir.
Sosyal Hayat: Kumar, içki, israf ve teşhircilik gibi olgular, modern toplumun eğlence kültürü haline gelmiş; aile yapısını ve gençliği tehdit eder boyuta ulaşmıştır.
Modern dönemdeki en kritik yanılgılardan biri, İslam’ın temel şartlarını (namaz, oruç, hac) yerine getiren ancak toplumsal ve siyasal yasalarını beşerî sistemlere dayandıran toplumların "İslam toplumu" olarak adlandırılmasıdır. İslam, parçalanamaz bir bütündür. Kişinin bireysel ibadetlerini ifa etmesi, içinde yaşadığı ve onay verdiği cahilî sistemin mahiyetini değiştirmez. İslam bir teslimiyet iddiasıdır ve bu iddia, hayatın tüm alanlarında (ekonomi, hukuk, sosyal düzen) yalnızca Allah’ın hükümlerini referans almayı gerektirir. Kendini Müslüman olarak tanımlayan ancak hâkimiyet hakkını beşerî mercilere devreden yapılar, kavramsal olarak cahiliye kategorisinde değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak; cahiliye zamana bağlı bir süreç değil, zihniyete bağlı bir sistemdir. İnsanın yalnızca Allah’a kul olduğu, kula kulluktan kurtulduğu ve hayatın her zerresinde ilahî nizamın hâkim kılındığı bir yapıya dönülmedikçe, modern dünyanın parıltılı görünümü bu derin cahiliyeyi örtmeye yetmeyecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.